Avrupa için İdlib`den dersler: Bir Ateşkesin Alacakaranlığında

şu kişi tarafından Arturo Desimone

Avrupa Birliği´ni, mülteciler için alternatif bir program üretecek bir forum düzenlemeye davet ediyoruz.”

İdlib´de belirsiz bir ateşkesin alacakaranlığında ve salgın nedeniyle (Dünya Sağlık Örgütü´nün önerilerinin aksine) sınırlar kapatılmışken, iktidar sahiplerinin bir sonraki adımlarıyla bizleri şaşırtmasını beklemeyeceğiz.
20 Mart 2016´dan bu yana yürütülen DiEM25´in #StoptheDeal (AnlasmayiDurdur) Kampanyası,  AB-Turkiye Anlaşması´nı, göçmenlerin Avrupadan kitlesel olarak sınırdışı edilmesi için Avrupa Birliği´nin Türk yetkililerine ödediği bir rüşvet olarak değerlendirmekte  ve bu anlaşmayı kınamaktadır. Ama biz bununla yetinmiyoruz. İdlib´te yaşananlar, Akdeniz´deki göçmenlere karşı Avrupa Birliği´nin diğer devletleri para karşılığında bekçi olarak kiralamasının, Suriye´deki karmaşık ve yıkıcı süreçlere yeni bir dış devlet müdahalesinin nasil önünü açtığını göstermiştir.
Demokratik bir Avrupa dış politikası, Mısır, Libya ve Türkiye deki gibi Akdeniz´deki polis devletlerine milyarlarca Euro düzeyindeki fonlamayi durdurmalıdır. Ama ne yazık ki, Avrupa Birliği mülteci konusunda sorumluluk almaktan kaçmakta, ve tam aksine, kendilerinin hesap vermek zorunda olduğu pek çok kararda yetkisini başkalarına devretmektedir.
Bizler, Avrupa Birliği´ni, mülteciler için alternatif bir program üretecek bir forum düzenlemeye ve göçmen politikaları konusunda kısa vadeli, basit (Brüksel için kolay) “caydırıcı” önlemleri durdurmaya davet ediyoruz. Avrupa Birliği´nin „caydırıcılık“ politikası, gerçekte , insanlik tarihinin  en eski ve en beklenen tepkisi olan savaş nedeniyle yaşanan göç çabalarını, vekiller üzerinden bastırma çabasıdır.
Bizler açısından,  Türkiye´nin bastırmakla görevlendirildiği mevcut mülteci “akını”, Suriye, Libya ve Afganistan´ı kapsayan emperyalist savaşların ve ulusal çatışmaların insani bir sonucudur.
Suriye´deki iç savaş, (“Suriye Ulusal Ordusu”nun desteklenmesi gibi) NATO üyelerinin vekalet savaşları için sağladıklari maddi desteklerin de sayesinde, sadece daha da şiddetlenmistir.  Bu çabalar, bölge koşullarının gerçeklere dayalı olmayan şekilde yorumlanması ve Avrupalı silah ve mühimmat  sektörünün kar beklentileri üzerine şekillenmiştir.
DiEM25, tüm dünyadaki ilericileri Uluslararası İlericiler Hareketi´ne katılmaya davet etmektedir. Uluslararası İlericiler Hareketi göç üzerine Yeni Anlaşma geliştirilmesini önerebilir.  Uluslararası İlericiler Hareketi destekçileri, aralarında NATO´yu destekleyenlerin de olduğu savaş suçlularının Evrensel Yargılanma talebiyle mahkemelere çıkarılmasını talep edebilir.
Türkiye, hem Suriyeli hem de Afgan mültecileri barındırmayı kabullenmiştir. Bu nedenle, Avrupa Birliği´ni,  Afganistandaki savaş suçlarına tanıklık edebilecek olanlara ve şu anda Türk ve Yunan sınırları arasına sıkışan bütün mültecilere sahip çıkarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi´nde yeni açılan soruşturmalarla işbirliği yapmaya davet ediyoruz.
Türkiye´de 3.6 milyon mülteci barınmaktadır. İdlib (Kuzeybatı Suriye)´teki yüzbinlerce insan, geçen Aralık ayında Türkiye-Rusya-Suriye arasındaki çatısmanın arasında kalırken, aynı zamanda Suriye´nin diğer bölgelerinden İdlib´e sığınan El Kaide savaşçılarının varlığı nedeniyle de korku içindedirler.
Tüm cephelerde yaşanan vahşet, yaklaşık on yıl kadar önce ortaya çıkan ayaklanmaların trajik şekilde bastırılmasıyla Suriye´de iç savaşa dönüşen ortamı daha da alevlendirmektedir.
ABD, AB üyeleri ve diğer NATO müttefiklerinin desteğini alan vekil milislerin dahil olmasıyla, çatışmaların tekrar şiddetlendiğini gözlemliyoruz. Yaptırımlar ise zaten son derece kötü koşullarda yaşayan Suriyeliler icin hayatı iyice çekilmez kılmaktadır.
İktidar sahipleri kabul etseler de etmeseler de, Türkiye´nin İdlib´e son müdahalesi, NATO´yu Avrasya´nın (Rusya-Çin-İran) karşısına koyarak, Büyük Güçler arasindaki George Orwell´in öngördüğü  kapışmalarda yeni cepheler açmaktadır. 
Türkiye, 2018 Soçi anlaşmalarını ihlal ederek, El Kaide bağlantılı Hayat Tahrir El-Şam (HTS) gibi terörist milislere destek olacak şekilde Suriye´ye asker sevkiyatı yapmaktadir.
Kaçınılmaz olarak, Suriye´nin BAASçı rejimi, ittifak içinde oldukları Rusya´nın desteğiyle, misillemesini gerçekleştirdi. Çünkü Moskova, NATO üyeleri tarafından Rusya´nın hakimiyet bölgesinde domino-etkisi yaratacak rejim değişikliklerinin önüne geçmeyi hedefliyordu.
ABD Senatoru Lindsay Graham ise, sinsi sevincini “Türkiye´nin İdlib´deki müdahalesine şükran duyuyorum” sözleri ile açıklayıp, uçuş yasağı bölgesinin hayata geçirilmesini isterken, gerçekte, Hillary Clinton´ın 2016 yılındaki ABD Başkanlık seçimi kampanyasındaki söylemi olan ve Moskova´yı savaşa sürüklemeyi hedefleyen uçuş yasağı politikasını savunuyordu. Yoldaşımız Bernie Sanders´a karşı Pirus Zaferi´nin kahramanı Joe Biden da benzer yaklaşımları seslendiriyor.
Bu nedenle bizler, Avrupa Birligi´ni, bir nükleer silahlanma çağını hızlandıracak şekilde ABD´nin Nükleer Silahları Önleme Anlaşması´ndan (INF) çekilmesi (kısa bir süre sonra Rusya´nın da ABD´yi izleyerek anlaşmadan çekildigini de unutmamak gerek) politikasını kınama girişimlerini  çok daha güçlü bir sekilde ifade etmesini öneriyoruz.
Enternasyonalist, savaş karşıtı ve anti-emperyalist bir siyasi hareket olarak DiEM25, Türkiye´deki ilerici oluşumların ve Yunanistan´da DiEM25´in siyasi kanadı olan MeRA25 Partisi´ndeki yoldaşların çağrılarını desteklemektedir.
Avrupa Birliği, Türk Devleti´ni Soçi Anlaşmasına sadık kalmaya ve Suriye´den çıkmaya ikna etme konusunda yeterli güce sahiptir, ki bunlar basit bir ateşkes ya da Suriye´deki insani yardım çalışmalarını daha da zorlaştıran güncel sokağa çıkma yasaklarının ötesine geçebilir.
DiEM25, Avrupa´nın, silahlı taşeronları mali olarak desteklemek yerine,  dizginlenemeyen silah ticaretine son vermesi, silah satışlarından elde edilen karları Suriye´deki calışmalara aktarması ve mültecilerin insani geçişlerinin önünün açılması yönündeki çağrılarını yinelemektedir.
Göçmenler, Türk oligarşisi ya da Avrupa Birligi´nin kiraladığı diğerlerinin ellerindeki  bir pazarlik kartına, Truva atlarına ya da şantajlarına indirgenmemelidir. DiEM25, halen kapatılan bütün sınırların açılmasını, bu süreçte Avrupa´dan diğer rejimlerin finansmanina aktarılan milyar Euroluk bütçelerin savaş yorgunu mültecilerin akınına yönelik Avrupa çapında bir çözüm için kullanılmasını talep etmektedir.
DiEM25, “Savunma” Bakanı Krampp-Karrenbauer´in ifade ettiği şekilde, Almanya´nın, sosyal programlardan kesintiler yapılarak savunma bütçelerinin ciddi sekilde arttırılması yönündeki ABD politikalarını taklit etmesini kınamaktadır.
Kemer sıkma karşıtı bir hareket olması nedeniyle, DiEM25, aynı zamanda savaş karşıtı bir harekettir ve yine bu nedenle, „Yeşil Anlaşma“dan söz ederken aslında tam tersi destekler açıklayan Avrupa Birligi yetkililerine karşı çıktığı için, aynı zamanda ekolojist bir harekettir.
2007 yılından bu yana iktidarda bulunan yeni-muhafazakar güvenlikçi rejimler iflas etmislerdir.
Avrupa Birligi hükümetlerine, ekonomik yaptırımlar yerine silah ambargoları uygulanması; Suriye, Rusya ve Türkiye ile diplomatik süreçlerin başlatılması; sivil girişimler için seçenekler olusturulması ve bu amaçlı bir forum düzenlenmesi için çağrıda bulunuyoruz. 
Fırsatçı stratejiler, sadece mültecilere degil, insanlığımıza karşı da işlenen ihanetlerdir. Eğer Avrupa Birliği Başkanı Ursula von der Leyen göçmen-paniğini gündeme getirmeye ve „Avrupa tarzi yaşam biçimini” bölgesel polis devletlerinin finansmaninin gerekçesi olarak kullanmaya devam ederse, bu da biz Avrupalıları, Türkiyedeki yurttaşların demokratik hedeflerinin bastırılması sürecinde suç ortağı haline getirir. Bu tip işbirlikleri de kaçınılmaz olarak Avrupa´nın kendi demokratik tutarlılığının erimesine yol açar.

Sizleri, DiEM25´in Uluslararari Ilericiler Hareketi´ne katılarak, göç konusunda Yeni Anlasma önerecek bir tartışmayı başlatmamıza yardımcı olmaya davet ediyoruz.

Orta yolcu politikacıların vizyonsuzlukları, 21. Yüzyıldaki göç konusunda GüncelSiyasetin yeni bir başarısızlığına  zaman kazandırmıştır. Bu konu, Yeni –muhafazarkarlığa, IMF´ye ve aynı zamanda Avrupa Birligi´nin göçmenleri tasfiye etmeye odaklı bürokrasilerine meydan okuyacak yeni bir uluslararası dayanışma platformu ile çözülebilir.
Karşılıklı anlayışa dayalı bir diyalog, “sürgün” edilen göçmenler ve mültecilerle yerel işçi sınıfları arasindaki ayrışmayı ortadan kaldırarak göç konusundaki propaganda savaşına son verebilir. Bu sınıflar,halen güncel tartışmalardan dışlanmakta ve ırkçı partilerin dezenformasyonunun tuzağına düşürülerek “Milliyetçi Enternasyonalist” söylemlerle kandırılmaktadır.
Göç konusunda Yeni Anlasma, Avrupa içinde ya da dışında, anavatanlarında kalmak ya da yurtdışındaki Diasporalara katılmak konusunda çelişkiler yaşayan ya da baskılara uğrayan tüm dünyadan ilericilerin öngörülerini ve deneyimlerini destekleyebilir. 
Bu makalenin yazarları, bu yazıya değerli destekleri için DiEM25 Izmir 1DSC grubuna ve Türkiye´den katkı koyan diğer tüm yoldaşlara en içten teşekkürlerini sunarlar.
Bu makale Mohammade Khair Nahhas ile işbirliği içinde ve AB-Türkiye Anlaşması ile göç politikalarına yönelik çeşitli DiEM25 Spontan Kollektifleri (DSC) arasında yürütülen katılımcı tartışmaların çıktısı olarak hazırlanmıştır. 

DiEM25'in etkinliklerinden haberdar olmak istiyor musunuz? Buraya tıklayarak üye olun