Türkiye’den haberler: Ege Denizi depremi, deniz sınırları ve aile içi şiddet

Türkiye’deki Geçici Ulusal Kolektif; DiEM25 üyelerini, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve kültürel durumu hakkında aylık bir incelemenin dördüncü sayısı ile bilgilendirmekten memnuniyet duyar.

“İyimserlik, daha iyi bir gelecek yaratmak için bir stratejidir. Çünkü geleceğin daha iyi olabileceğine inanmıyorsanız, adım atıp bunu mümkün kılmak için sorumluluk almanız pek olası değildir.”

― Noam Chomsky

Ege Denizi Depremi.

30 Ekim Cuma günü, Samos adasının yaklaşık 14 km kuzeydoğusunda meydana gelen 6,9Mw büyüklüğündeki deprem hem Sisam hem de İzmir’de hasara neden oldu. Ardından gelen tsunamide İzmir’in kıyı kesimleri hasar gördü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün basın açıklamasına göre, bölgede 18 Kasım’a kadar 4321 artçı sarsıntı meydana geldi. SAKOM (Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi) 116 ölüm ve 1034 yaralı olduğunu açıkladı. Bir pandeminin ortasında yaklaşık 15.000 kişi evsiz kaldı.

Maliye Bakanı’nın istifası ve Türk Lirası’nın değer kazanmasına giden ‘inişli çıkışlı’ yol.

7 Kasım’da Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, Türk Lirası’nın rekor düşük seviyeye ulaşmasının ardından görevden alındı. 8 Kasım’da Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak; istifasını Instagram üzerinden duyurdu. Instagram hesabı ve gönderi kısa süre sonra silindi. Maliye Bakanı olarak eski Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan, Merkez Bankası Başkanlığı’na ise Eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı. Her ikisi de uzun süredir AKP üyesidir. ABD seçimlerinin küresel piyasa üzerindeki etkileri ve 19 Kasım Merkez Bankası faiz oranlarının % 10,25’ten % 15’e çıkarılmasıyla birlikte yukarıdaki önemli değişiklikler, Türk Lirası’nın değer kazanmasına doğru ‘inişli çıkışlı’ bir yol yarattı. Sonuç olarak, Eski Maliye Bakanı’nın istifa tarihinden itibaren Türk Lirası kademeli olarak 20 Kasım’da 7,61’e, 30 Kasım’da 7,75’e yükseldi.

AB ile Türkiye arasında deniz sınırlarıyla ilgili gerilimler.

TC Hükümeti, deniz sınırlarında egemenliğini ve hakkını vurguluyor ve Türkiye’ye yaptırım için bastıran Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin iddialarını reddediyor. Bölgede çözülmemiş tüm sorunların uluslararası hukuk, diyalog ve müzakereler yoluyla çözülmesi her iki taraf için hala geçerliliğini koruyor.

AB üyelerinin çoğunun şimdiye kadar böyle bir adım atmak konusunda isteksiz davranmalarından dolayı, AB dış politika yüksek temsilcisinin 19 Kasım’da yaptığı açıklamaya göre AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha da kötüye gidiyor. Uluslararası Hukukun genel ilkelerinden biri ve belki de en önemlisi olan “İyi Niyet”, bu gibi durumlarda hatırlanılmalıdır. AB ve Türkiye, bölgede fosil yakıtların ve doğal kaynakların her türlü sömürülmesine karşı olmak adına ortak bir amaç için işbirliği yapmalıdır.

Türkiye COVID-19 günlükleri.

Bir pandemi sırasında doğal bir felaket yaşamak, herhangi bir hükümetin hazır olması gereken en kötü senaryodur. İzmir Tabip Odası’nın 17 Kasım’da oda konferans salonunda düzenlediği Basın Toplantısı’nda “Resmi makamlara göre İzmir depremin 10. gününde, depremin vurduğu 30 Ekim’e göre iki kat daha fazla koronavirüs vakasına tanık olunduğu” belirtildi. Bu, kaçınılmaz olarak, sağlık hizmetleri sisteminin hatırı sayılır düzeyde aşırı yüklenmesine yol açmaktadır. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 18 Kasım’da ifade ettiği gibi, Türkiye şu anda “kitlesel bulaşma” döneminden geçiyor. 20 Kasım’dan itibaren başlayan kısıtlamalar 2020 yılı sonuna kadar devam edecek. Alınan önlemler arasında 10:00-20:00 saatleri arasında hizmet verecek restoranlar, kafeler, kuaför ve alışveriş merkezleri, sadece yemek için paket servis ve eve teslimat hizmetleri ile hafta sonları kısmi sokağa çıkma yasağı var. 65 yaş üstü vatandaşlar hafta içi ve hafta sonu 10:00-13:00 saatleri arasında evlerinden ayrılabilecekler, 20 yaş altında olanlar ise hafta içi ve hafta sonu yalnızca 13:00 ile 16:00 saatleri arasında dışarı çıkabilecekler. 20-65 yaş arası vatandaşlar hafta içi serbest iken, kısıtlama akşam 21:00’de başlayıp ertesi sabah 05:00’te sona eriyor. Hafta sonları ise cuma 21:00’den pazartesi 05:00’e kadar sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak. Bu kısıtlama programı, sosyal medyada çok fazla kafa karışıklığına yol açtı, hatta alay konusu haline geldi.

Yukarıdaki önlemlere rağmen salgın duyurulan yeni vaka sayısında rekora ulaştı. Sağlık Bakanı Dr. Koca, “Sağlık Bakanlığı’nın asemptomatik COVID-19 vakalarının sayısını bildirmediğini ve günlük rakamlar tablosunda “vakaları değil hastaları” içerdiğini kabul etti. Sağlık Bakanlığı tarafından 29 Kasım için yayınlanan son rakamlar 29281 yeni vaka, 6439 yeni hasta gösteriyor. Bu kısıtlamalar, çocukların okula fiziksel olarak devam etmesine izin vermiyor ve bu nedenle dersler uzaktan yapılıyor. Öğrencilerin derslere TV ve internet aracılığıyla katılmaları beklenmektedir. Türkiye Eğitim-Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan’a göre Türkiye genelinde 4 milyondan fazla öğrencinin internet erişimi yok veya derslere ebeveynlerinin akıllı telefonlarını kullanarak katıldıkları bildirilmiş. Bu eğitim sisteminin etkinliği sorgulanırken, Aydoğan; “gerekli cihazların ve internet erişiminin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanması gerektiğinin” arkasında duruyor.

Kadına yönelik aile içi şiddetin “utanç verici” sayıları.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kadına ve aile fertlerine yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin Değerlendirme Toplantısı’nda erkeklere seslendi: “Kendinize gelin. Neyi tatmin ediyorsun, hangi duygunu yüceltiyorsun? Ayıptır”.

Türkiye’de 2016 yılında 304 kadın; 2017’de 353 kadın; 2018’de 279 kadın, 2019’da ise 336 kadın şiddet mağduru oldu. Bunlar emniyet müdürlüklerince kayıtlı olan rakamlar. Ne yazık ki kaderinin ne olduğu bilinmeyenler de var. Bu yıl 20 Kasım itibarıyla 234 kadın ev içi ve şiddetle bağlantılı cinayetlerde hayatını kaybetti. Geçen yılın ilk 10 ayında yaşanan aile içi şiddet cinayetlerinin sayısı 308 iken bu yıl başarı olarak nitelendirilen sayı 234 olarak açıklandı.

En ciddi tedbirler arasında, her vaka için özel olarak koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasına yönelik bir rehber niteliğindeki kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet vaka kayıt formunun güncellenmesi ve yenilenmesi yer alıyor. Kanunlar yeterli ve güçlü ama uygulama tarafında ciddi sorunlar var. Adli tedbirler yeterli olmaktan uzak, polis isteksiz ve tereddütlü, medya ise bu vakaları sadece istatistiksel rakamlar olarak ele alıyor. Öte yandan hükümet, İstanbul Sözleşmesi’ni etkisiz hale getirmenin yollarını arıyor. Tüm bu kayıpları önlemek, kadınlara sahip oldukları yeri geri vermek için tüm çabamızı sarfediyoruz.

Hükümet, sosyal muhalefeti bastırmak için tüm imkanlarını kullanıyor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymuyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 154. sırada yer alırken listenin başında Norveç, son sırada ise Kuzey Kore yer alıyor. İnsan hakları aktivistleri, gazeteciler ve politikacıların bazı ‘hayali’ suçlardan dolayı hapis yatmaları oldukça yaygındır. İki önemli kişi – Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala,  tüm toplumu rehin almak için yasadışı olarak parmaklıklar arkasında tutuluyor.

Selahattin Demirtaş, parlamentonun muhalefet kanadında olan üçüncü büyük partisi, HDP’nin eski eşbaşkanıdır. ARTICLE 19 (Madde 19, belirli bir görevi olan ve 1987’de dünya çapında ifade özgürlüğü ve bilgi özgürlüğünün savunulması ve geliştirilmesine odaklanan bir İngiliz insan hakları örgütü/ka) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2018 kararı uyarınca derhal serbest bırakılması gerektiğini belirttiler.

Kasım 2016’da demokratik seçimlerle seçilen HDP ‘nin eş genel başkanınan başlayarak sekiz milletvekili tutuklandı. Bu tutuklamalar, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi’nin hemen ardından, siyasi davaların ve muhalefetin sindirilmesinin zirvesini teşkil etti. Belirsizliklerle dolu bir darbe girişimi… İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson; “Türk hükümeti, özellikle Demirtaş’a yönelik bu zulüm kampanyasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin onu serbest bırakma kararını çiğnemek ve onu parmaklıklar ardında tutmak için yeni temelsiz suçlamalar uydurmak da dahil olmak üzere, tutuklamayı ve ceza davasını kötüye kullandı” dedi.

İkinci önemli figür ise hak savunucusu ve aktivist Osman Kavala. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, Anadolu Kültür Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı, insan hakları savunucusu ve iş adamı Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı. 2013 yılında gerçekleşen Gezi Park  olayları ve açılan davadan yargılandı ve beraat etti. Tahliye edilmeyi bekleyen Türk muhalifler, aleyhlerinde oluşturulan yeni dosyalar nedeniyle mahkemenin yeniden tutuklamaya karar vermesi üzerine kendilerini bir kez daha cezaevinde buldular; tıpkı Kafka’nın ‘Dava’ romanında olduğu gibi.

HRW (İnsan Hakları İzleme Örgütü) ve ICJ (Uluslararası Hukukçular Komisyonu).

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye direktörü Emma Sinclair-Webb, “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararı, Osman Kavala’nın tutukluluğunu uzatan mahkeme kararlarının arkasında siyasi mülahazalar olduğuna ve Kavala’nın serbest bırakılmasını önlemek için uyumlu bir resmi çaba bulunduğuna dair beyanımızı doğrulamaktadır” ve devamla “nitekim; Türkiye Avrupa Mahkemesi’nin kararına uymak yerine, Kavala’nın insan haklarını ihlal etmeye devam etti” dedi.

İnsan hakları avukatı Kerem Altıparmak’a göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu ana kadar Türkiye’ye ait sadece iki dosyada siyasi motivasyonun olduğuna karar verdi. Altıparmak; birinin hak savunucusu iş insanı Osman Kavala, diğerinin ise HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile ilgili olduğunu söyledi ve  “Bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin sadece Kavala ve Demirtaş olmak üzere iki davada siyasi olarak tutuklama motivasyonu olduğuna karar verdi. Her iki mahkeme kararında da” Cumhurbaşkanı’nın sanıklara yönelik yaptığı konuşma bu karara varmada büyük önem taşıyor” dedi. Bu ifade, yargı sürecinin yasama yetkilileri tarafından yönetildiğine dair kanıtlara işaret etmektedir.

Türkiye’nin ilk Kürtçe Çizgi Roman Kitabı, Çevrimiçi Tiyatro Festivali ve Pandemiden Esinlenen Bir Bale Gösterisi.

Türkiye’nin ilk Kürtçe çizgi roman kitabı GOG, bir bağış toplama etkinliği sayesinde yakında yayınlanacak. Çizgi romanın adı, eski bir çocuk oyunundan esinlenmiştir. GOG’un resmi internet sitesinde de belirtildiği gibi “Yabancı çizgi romanların yanı sıra GOG, Kürt sanatçıların ürettiği çizgi roman ve makalelere de yer veriyor… Ana dilinde eğitim alamayan çocuklarımızın okuryazarlığına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz”. Çizgi romanda, Kürtçe’nin hem Kurmanci hem de Zazaca lehçeleri yer almaktadır.

24. İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl 14 Kasım – 1 Aralık tarihleri ​​arasında gerçekleştirilecek. Festival hem sahnelerde yer alacak, hem de çevrimiçi olarak yayınlanacak. İstanbul Tiyatro Festivali, Türkiye’den ve yurtdışından sanatçıları bir araya getiriyor ve 1989’dan beri düzenleniyor. Festivalde, klasik ile çağdaşı ve yerel ile uluslararasını birleştiriyor.

Ankara Opera ve Bale Genel Müdürlüğü’nün ilk kadın yöneticisi ve alanında da Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecek olan ünlü soprano Feryal Türkoğlu, yaşadığımız COVİD-19 döneminden esinlenerek bir bale sahneleme çalışmalarının olduğunu duyurdu. Performans anlamlı bir şekilde “19!” olarak adlandırılmıştır. Salgının bale yoluyla sahneye yansımasını görmek ilginç olurdu, değil mi?

Pandemi, kapitalizm sonrası bir gelecek inşa etmenin aciliyetini açıkça ortaya koydu, hemen şimdi!

Toplumumuzda bugüne kadar yaratılan normlar büyük ölçüde bozuk. İnsan, “homo economicus“‘dan ziyade bir “zoon politikon“dur; pandemi süreci, yeni işlevsel normların ve yeşil, eşit, şeffaf, demokratik bir normalin üretilmesi için bir kuluçka dönemi olarak değerlendirilmeli.

Fotoğraf:  İstanbul1 DSC gönüllüsü Kürşat Oral.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DiEM25'in etkinliklerinden haberdar olmak istiyor musunuz? Buraya tıklayarak üye olun

Bağış yapınız