Türkiye’den Haberler: Rakamlar kontrol altında ama pandemi değil

Türkiye Geçici Ulusal Kolektifi; DiEM25 üyelerini, Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve kültürel durumu hakkında aylık bir incelemenin üçüncü sayısı ile bilgilendirmekten memnuniyet duyar.

Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu (…)

Herkes biliyor, geminin su aldığını

Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini

— Leonard Cohen

COVID-19 Salgını 6. Ay Değerlendirme Raporunu, Leonard Cohen’in bu tanınmış güftesinden alınan alıntıyla başlatmak herkes için bir anlam ifade etmelidir. Hekimlerin meslek örgütü olan Türk Tabipler Birliği (TTB), 21 Eylül 2020’de alanında 85 uzmanın yazdığı 812 sayfalık detaylı raporu toplumla paylaşırken yaptığı da buydu (Türk Tabipler Birliği COVID-19 İzleme Kurulu – COVID-19 Salgını 6. Ay Değerlendirme Raporu).

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) COVID-19’u salgın olarak ilan ettiği 11 Mart’ta TC Sağlık Bakanlığı (SB) Türkiye’deki ilk vakayı bildirdi.

DSÖ web sitesinde 3 Ekim’de sunulan verilere göre Türkiye, hastalık açısından Avrupa bölgesinde İspanya, Fransa ve Birleşik Krallık’tan sonra 4. sırada yer alıyor. Veriler, Türkiye’de 320.070 doğrulanmış vaka olduğunu ve 8.262 kişinin COVID-19 nedeniyle hayatını kaybettiğini gösteriyor. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın tüm yetki alanı içinde bulunan koronavirüse ilişkin veriler ilgili tıp dernekleri ve Türk Tabipleri Birliği ile paylaşılmadığı için, bu rakamların doğru bir analizini yapmak mümkün değil. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, ülkenin sağlık bakanı 1 Ekim’de semptomsuz ancak PCR pozitif kişileri bildirim içinden dışladıklarını itiraf etti, ki bu WHO’nun COVID-19 verilerinin bildirilmesine ilişkin kılavuzuyla açıkça uyumlu değildir. Sağlık Bakanlığı’nın asemptomatik vaka sayıları, tekrarlanan test oranları ve aynı hasta için kullanılan testlerin duyarlılığı gibi temel verileri paylaşma konusundaki isteksizliği sonucunda, hastaların şehirlere göre dağılımına ilişkin bilgiler ve ‘ağır hasta’ gibi bazı tanımlamalar hala eksik veya belirsiz.

Pandeminin başlangıcında yetkililer tarafından takdire şayan adımlar atıldı. Bunlar arasında COVID-19 Bilim Kurulu’nun diğer birçok ülkeden çok daha erken kurulması, yurt dışından gelen vatandaşlar için karantina önlemleri, ulaşım kısıtlamaları, hastalık bilinci kampanyaları, hem devlet hem de özel hastanelerin uygulamaya dahil edilmesi ve erken ilaç kullanımı dahil olmak üzere tüm tedavinin kapsanması sayılabilir. Daha az test, COVID-19 hastalarına yeterince tanı koyamamak anlamına geldiğinden, başlangıç aşamasında son derece düşük olan günlük testlerin sayısını yeterli bir rakama yükseltmek, Sağlık Bakanlığı tarafından atılan bir başka olumlu adımdı. Neyse ki, Türkiye’deki hekimler bu dönemde hangi hastayı kurtaracakları ve hangilerini ölüme terk edeceklerine dair kesin kararlar vermek zorunda kalmamışlardır.

Bununla birlikte, SB’nin şeffaf olmaması, temel verileri paylaşma konusundaki tereddütlü yaklaşımı ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra bazı muhalif belediyelerle işbirliği yapmayı / çalışmayı reddetmesi daha fazla ilerlemenin gerçekleşmesine izin vermedi. İstanbul’da, sokağa çıkma yasağı sırasında bile büyükşehir belediyesinin salgının etkilerini azaltabilecek bazı uygulamalarını yasakladılar. Başlangıçta sağlık çalışanları için kişisel koruyucu ekipman (KKE) eksikliği konusunda endişeler vardı. Kısacası, SB, pandeminin yayılmasını kontrol etmede ve temaslı izlemede başarılı olmasa da, hastaların tedavisi konusunda başarılı bir politika izledi.

Haziran başında ilan edilen “normalleşme” süreci – bazı kısıtlamaların / karantina önlemlerinin hafifletilmesi / ortadan kaldırılması – hastalığın tamamen bastırılmasına izin vermedi.

Ekonomik beklentiler nedeniyle yaklaşık 12. haftada  yaşanan bu kontrolsüz ‘açılma süreci’ nedeniyle 14. haftadan sonra vaka sayıları artmaya başladı. Ayrıca, COVID-19 kısıtlamaları nedeniyle muhalif gösteri faaliyetleri yasaklanmasına rağmen, Ayasofya’nın açılış töreni gibi hükümet yanlısı faaliyetler için aynı kısıtlamalar uygulanmadı. Bu tür kalabalık mitingler rakamların artmasına katkıda bulundu.

Bu durumlarda ekonomi ve politikanın bilimi geçersiz kıldığı açıktır; bu bağlamda ‘COVID-19 ayrım yapmaz’ ifadesi, işçi sınıfının aleyhine artan eşitsizlikleri örtbas etmeyi amaçlayan bir aldatmacadır. TTB’nin bir basın bildirisinde ifade ettiği gibi, salgınla mücadelede başarının ön koşulları; şeffaflık, salgının hastanelerden önce birinci basamakta karşılanması, etkili bir şekilde tıbbi filyasyon çalışmalarının gerçekleştirilmesi, akıl ve bilim tarafından yönlendirilmesi ve her bir üyenin bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, tüm toplum içinde kolektif dayanışma ruhu ile yürütülmesidir. Savunmasız ve dezavantajlı gruplara olduğu kadar sağlık çalışanlarına da her anlamda özel önem verilmelidir.

DiEM25 Türkiye | 06/10/2020

Dr. Akif Seval, DiEM25 Türkiye Geçici Ulusal Kolektifi adına

Fotoğraf  Kaynağı: Engin Akyurt, Unsplash

DiEM25'in etkinliklerinden haberdar olmak istiyor musunuz? Buraya tıklayarak üye olun